19 Aralık 2011 Pazartesi

made in china

3 ay olmuş yazmamışım. bu sefer en azından yazabileceğim değişiklikler var hayatımda. beş yıl sonunda gözümü karartıp işten ayrıldım. artık mutlu bir ev kızıyım :) karar verme aşamasında gelgitler içindeyken amcam sağolsun imdada yetişti ve kuzenlerimle beni çin'e götürdü. şöyle bir rota çizdik.


çin'le ilgili akla gelebilecek birçok şeyi yaptık, bu 13 gün zarfında çin seddine çıktık, pekin ördeği yedik, terakota askerlerini gördük, kapısız tuvaletlere girdik, sisli dağlar arasında gezdik, gökdelenlere çıktık, çakma teknoloji alışverişi yaptık, kungfu şovlara gittik, inciciler, ipekçiler gezdik. ben gidip beğendiğim yerlerle ilgili ufak tefek notlar aldım, yolunuz düşer de fikir almak isterseniz diye paylaşıyorum.

şanghay: şanghay çin'in en büyük kenti, kocaman gökdelenleriyle çin'in manhattan'ı diye övünüyorlar. biz burda yeşim buda tapınağına, ü bahçelerine, televizyon kulesine ve şanghay müzesine gittik, nehir kenarında tekne turuna çıktık. alışveriş için ap plaza diye çakma markalar satılan bir yere gittik. eskiden tek bir market varmış, şimdi üçe bölünmüş en büyüğü ap plaza'ymış ama biz bişey almadık. markasız birşeyler aradıkça satıcıları kızdırdık 'madam this is fake market' diye azar işittik. yine şanghay'da ipek kozaları gererek yapılan yorgancıları gezdik, ipek nasıl yapılır öğrendik. kozadan çıkan tırtılları da kızartıp yiyorlar, çok zenginmiş protein yönünden. akşam bund (nehir kenarında yabancılardan kalan süper binaların olduğu yer) etrafındaki klüpler önerilse de biz hiçbirine gitmedik. gittiğimiz bütün şehirler güvenli, taksiler de ucuzdu, yani çıkmamak korkudan değil bütün günün yogunluğundan oldu.



guilin: benim gibi elişlerine ve yerel tasarımlara merakınız varsa guilin değil de guilin'den sisli dağlar arasında yapılan 5 saatlik tekne gezisiyle gidebileceğiniz yangshuo'yu kesinlikle öneriyorum. hatta fazla gününüz varsa bir iki gün de orda kalabilirsiniz. dükkanlar, kafeler, manzara, hayat çok güzeldi.



xi'an: terakota askerlerini gezdik burda. müze dükkanını mutlaka ziyaret etmekte yarar var. tasarımlar ve hediyelik eşyalar gerçekten çok kaliteli ve güzel. iyi bir müslüman olarak bir de ulucami'yi ziyaret ettik. vakti zamanında çin'le ticaret yapan araplar burda da birer aile kurmuşlar kendilerine. çocukları da müslüman olmuş. beyaz takkeleri var kafalarında ve selamün aleyküm dediğiniz zaman kendilerine çok mutlu oluyorlar. ben yaklaşık 250 kere dedim ordan biliyorum. bir de cami girişi paralı ama girişte oturan amcayı da selamün aleyküm'lerseniz bedava giriyorsunuz. tamamen çin tarzındaki bu cami, özellikle de minaresi görülmeye değer. xi'an'da ayrıca bir duvar var, onun altındaki dükkan da, etrafındaki kafeler de mükemmel. kaligrafi yolunun sağlı sollu iki yanında. (tarifin laçkalık görülmedik:))



pekin: pekin çok güzel bir şehir. pekin'in eski mahalleri olan hudong'larda gezmek çok keyifli. hatta biz bir adamın evine gidip onu ziyaret bile ettik. çin seddi'ne gittik bir gün. dünya'nın yedi harikasından birini yapmışlar, ama biraz düşünceli olup düz ayak yapsalarmış ilk 3 harikaya girermiş bence. sedde tırmanmak tam bir 'çin' işkencesi. en iyisi bu kısmı evinizin rahat ortamında bir belgeselden izlemek. yine el işi yerel tasarımlar ve kafeler barlar için göl kenarındaki hou hai mutlaka ve mutlaka görülmeli. çin yemekleri çok iyi, pekin ördeği çok iyi ama buralara kadar gelinmişken bir de uygur lokantası görülmeli bence. hem türkçe az buçuk da olsa anlaşabiliyorsunuz hem de yemekleri pek leziz. pekin'de yine sun li tun bölgesi var akşam barlar için, aynı bölgede yashow market diye yine çakma markaların satıldığı kocaman bir alışveriş merkezi var. ama daha güzeli hemen bu merkezin arkasında eğer çin'den, çin yemeğinden, çin insanından sıkıldıysanız tamamen pekin'de yaşayan expat'lara yönelik the village diye bir yer var. biraz kanyon gibi bizdeki ama dediğim gibi biraz hava almak için güzel olabilir. bu arada tabi tienanmen meydanı ve yasak şehri de görmek lazım pekin'e kadar gelmişken. bir de wangfujing caddesi gezilebilir. özellikle sonuna doğru bir ara sokakta canlı canlı akrep, denizatı ve bilimum gariban börtü böceği kızartıp yiyorlar. kokuya ve görüntüye dayanabilirseniz, bu da bir opsiyon.

işte böyle. sanırım pek birşey atlamadım. çin'den hemen sonra işten ayrılıp londra'ya gittim. orda arkadaşım bana 'an idiot abroad' diye bir şov izletti. şovun çin kısmı aynı bizim tepkilerimiz. zaman ayırıp izleyin ne olur hakkaten adam bağımlılık yaratıyor.

22 Eylül 2011 Perşembe

fenerbahçenin kadınları

salı günü toparlanıp takımı desteğe maça gittik.

o kadar heyecanlı bir hava vardı ki!  beleş bilet veya maça girebilme heyecanı değil de zaten zor bir dönem geçiren takımı, başkanı, o gün orada olamayan erkek taraftarları hayal kırıklığına uğratmama heyecanıydı. o sıcakta, o kalabalıkta saatlerce sırada bekleten, hemen hemen herkese fenerium lisanslı kıyafetler giydiren, 4 yaşından beri maça giden beni bile manisaspor sahaya çıkınca alkışlamaya iten, 7'den 70'e kimseyi 90 dakika boyunca oturtmayan bu heyecandı bence ve çok güzeldi!

yer yer kadınların tezahurat girişimleri bana life of brian'dan şu sahneyi çağrıştırdı. zaten güle oynaya geçen maçta biraz daha gülümsetti.



biz federasyonun değil fenerbahçenin kadınlarıyız. kulübe dokunanı da taşlarız ona göre ;)

14 Eylül 2011 Çarşamba

iki bayram arası


şeker bayramı, izmir ve çeşme'de şeker gibi geçti. ciddi kitaplara geçmeden bir mola daha verip 'ambulansla dünya turu'nu okudum melida tüzünoğlu'nun. dışardan gelen uyaranların insan beyninde aynı anda bin bir türlü şeye dönüşebilmesi şaşırtıcı birşey değil de bunun bu kadar güzel kağıda geçirilmesi hakkaten takdire şayan. tavsiye tavsiye.

bu bayram keşfi 1.

bayram keşfi 2: trt belgesel. çok güzel kanalmış, çok şey öğrendim. biran bir zaman ne izliycem diye düşünürseniz göz atın derim. memleketi tanımak için vesile.

bayram keşfi 3: alaçatı. ama o gez gör maymuncuk konusu.

sizi bayram keşfi birin açılış kısmıyla bırakarak işime gücüme dönüyorum. buyurun.


"düseldorf havaalanına hava almaya gitmiştik. iki kişiydik. birimizin turuncu saçları ve çilleri, öbürümüzün güzel yüzü ve seçimleri vardı. birimiz kadın, birimiz erkektik.
birimiz uçakla dünyanın öbür ucuna, birimiz en fazla ortasına gidebilmiştik.
dünyanın öbür ucuna gidebilenin bir erkek, ortasında kalakalanın bir kadın olduğunu tahmin ettin, değil mi?"
melida tüzünoğlu, ambulansla dünya turu. (istanbul: april yayıncılık, 2011) 
(o kadar tez yazdık zamanında bari referans yapmayı hatırlasaydık. tey tey tey... )

7 Eylül 2011 Çarşamba

erkekleri anlayın

bugün ofiste müzik seçimi nostaljik türkçe pop. ajda pekkan tarafından 'erkekleri anlayın' diye bir şarkı duydum çalanlar arasında bana içerik olarak acayip bir şekilde die ärzte'den 'männer sind schweine' (erkekler domuzdur) adlı şarkıyı hatırlattı. demek yıl, ırk, din farketmeden tüm kadınlar üç aşağı beş yukarı aynı dertten müzdarip. kimbilir daha ne şarkılar vardır böyle daha (bildiğiniz varsa göndersenize??)

neyse eve gelir gelmez ben bu ikisini de buldum, aşağıda paylaşıyorum.





henüz bu yaz da böyle geçti yazısı yazamadım birçoğunuzu kıskançlıktan çatlatacak (keh keh) ama şunu diyebilirim ki gördüğüm kadarıyla bu yazın mekanlardaki kraliçesi ajda pekkan. sevelim sevmeyelim 1969 yılında erkekleri anlayan ajda ablamızın çok değil daha 3-5 yıl önceki şu pozu bence başarısını kanıtlıyor. hepimize 65imizde böyle pozlar nasip olması dileğiyle, iyi çarşambalar. 



6 Eylül 2011 Salı

ne mutlu mutluyum diyene


amazon'dan tonlarca süper kitap istedim, gelir gelmez topladım hepsini adaya meltem'e gittim. meltem de dedi ki onlara başlamadan al bunu oku. pat zeytin'e gelirken kolay okunacak birşeyler alıym diye bunu bulmuş, sonra da meltem'e bırakmış. meltem de okumadan test sürüşü için beni uygun buldu sanırım.

şimdi kolay okunan kitap konsepti göreceliymiş kesinlikle, çünkü ben bayağı zorlandım bu kitabı bitiricem diye. hatta eylül ayında (hey ay için başka başka mutluluk hedefleri var kadının) beğenmediğim hiçbir kitabı bitirmeye çalışmayacağım yazmış, o satırda bıraktım kitabı kenara.

yazar mutsuz bir kadın değil aslında, ama mutluluğunu daha nasıl arttırabilir diye yıllık bir plan yapıp günlüğünü de bizimle paylaşıyor. içinde mutluluk kavramına dair bilimsel açıklamalar var, o araştırma kısımları oldukça ilginç.

mesela diyor ki sarılacaksan en az 6 saniye sarılacaksın çünkü daha iyi hissetmek için gerekli kimyasalların salgılanması için gerekli süre buymuş. bunu keremle hemen bir bilim adamı merakıyla test ettik. önce 6 saniye birbirimize sarıldık. sonucu kontrol etmek için daha sonra 6 saniye boş iki damacanaya sarıldık. sonuç hakkaten ilginç bir şekilde benzer. yani bir sevenim yok diye üzülmeyin, boş damacana da iş görüyor :)


yine de kitabı almadan bloğuna göz atmakta yarar var derim çünkü kitap da blogdaki yazılardan derleme.

benim bloğuma gelince o kadar özledim ki onu!! (şeker bayramı sonrası şeker gibi postlarla hız kesmeyeceğim inşallah maşallah :)

16 Temmuz 2011 Cumartesi

zeytin pins


i-phone'da süper bir aplikasyon buldum: irodori.

çektiğiniz resmin içindeki renkleri ve rgb değerlerini gösteriyor. resmi düzgün çekmekte yarar var tabi böyle tepede yamuk durmasın diye ama denemeye değer.

o kadar işe yarıyor ki maillard reaksiyon testinde simit hamurunun esmerleşme oranını tespit için bile kullandık.   (yeni öğrendiğim bilgilerle göz boyuyım:))

neyse asıl konuya geri dönecek olursak, zeytin pinleri yaptık. çok güzel değiller mi??

10 Temmuz 2011 Pazar

'zeytin' done for 2011


26 haziran-8 temmuz arasında yeni foça'da şubatta ön haberlerini paylaştığım 'zeytin'deydim!

2 hafta boyunca zeytini kimyacıların, arkeologların, mühendislerin, sosyologların, yetiştiricilerin, toplayıcıların ve yöre insanlarının gözünden inceledik, hem de sirtaki öğrendik, çıraklık yaptık, denize girdik, slowfood beslendik!

çok eğlenceli geçen projenin fotoğraflarına burdan, bilgilerine burdan ulaşabilirsiniz. önümüzdeki yıl sizleri de aramızda görmek dileğiyle!!

her türlü sorunuz için info@egedeatolye.org

7 Temmuz 2011 Perşembe

ancient sewing

(photo by meltem türköz)

zeytin projesi kapsamında urla'da '360 derece tarih araştırmaları derneği'ni ziyaret ettik. deneysel arkeolojik çalışmalar yapan grup, eski dönem teknelerini orjinallerine sadık kalarak tekrar inşa ediyor ve yolculuklara çıkıyor. grup hem neşeli ve bilgili hem de bütün sabahlarını bize ve sorularımıza ayıracak kadar nazik. 

benim ilgimi tabi ki bu dikişli tekneler çekti. dikiş dışında hiçbir bağlama yok tahtalar arasında. erken tunç çağında ege denizinin iki kıyısı arasındaki tek ulaşım aleti olan bu kayıkların adı kiklad

daha detaylı bilgi için eylül 2010 tarihli bu blog yazısını ( aklına estikçe ) bir de milliyet gazetesinden bu yazıyı (egenin ilk deniz aracı canlandırıldı) buldum. ilgilenenlerin dikkatine...

26 Mayıs 2011 Perşembe

haftasonumsu

kırk yılın başı 'hadi haftasonu kaçamağına bodrum'a gidiym' dedim, aynı haftasonu istanbul'da neler oluyor??

istancool
terry gilliam geliyor, courtney love geliyor, michael stipe geliyor. hem herşey ücretsiz, hem de açılış içini çok merak ettiğim vakko moda merkezinde. program ve detaylar için istancool.com.tr



papergirl istanbul
bir diğer etkinlik de milk gallery'de papergirl sergisi. hoş bunun bitimine yetişicek gibi gözüküyorum ama ilk aksiyon gününü kaçırıyorum. bu da demek oluyor ki sergideki sanat rulolarından birini hediye olarak kazanma şansımı %50 azaltıyorum.  neyse siz dikkatli olun o gün, sağınızdan solunuzdan geçen bisikletlilerin önüne atlayın:)



drum and bass @ istanbul
bir de cumartesi akşamı pixie'de golem ve killa p gecesi var. link


siz şimdi bunların hepsine gidin, çarşamba günü dönüyorum, bana anlatırsınız.


behiye suren
bir de ayın keşfi verelim bari uzun zamandır ayrı kalmışız. aslında craiglist sağolsun ben onu değil, o beni keşfetti ama sesine bayıldım, paylaşıyorum. (haziran sonuna kadar türkiye'de bildiğim kadarıyla, book etmek isteyenler acele etsin:)) huzurlarınızda: behiye suren

11 Nisan 2011 Pazartesi

one love

hünerli ellerde (creasoup) wordpress'in ne hale gelebileceğinin güzel bir örneği için efes'in yeni bloğuna bakmakta fayda var: http://blog.efespilsen.com.tr/

one love sahnesinde kimler var bu yıl onu da öğrenmiş olduk bu sayede. suede, editors, cake (yaşasın bir daha) ve nneka. nneka'yı hiç duymamıştım ama lauryn hill ve erykah badu (süper yanlış yazmışlar adını bu arada blogda:)) ile karşılaştırmışlar. o iki kadın da benim tez yazma dönemimde özellikle nonstop güç kaynağım oldukları ve kendilerini çok sevdiğim için bir şans verelim nneka'ya, işte size fransa ve isveç'ten sonra nijerya sokakları. afrika'da şuan zor zamanlar geçiren sevgili arkadaşım nick'e gitsin, buyrunuz...

sevmek suç mu?

arkadaşlarımı sevdiğimi kabul ettirmekte zorluk çektiğim iki şey var. bunlardan biri romantik komedi diğeri de serdar ortaç.

geçen haftasonu bir romantik komedi maratonuna daha girdim, sonuçları sizlerle paylaşmak istedim.

the switch (juno ve little miss sunshine'ın yapımcılarından olduğu için biraz daha büyük beklentilerim vardı filmle ilgili hoş ama jennifer aniston olup da bir filmin şirin olmaması namümkün bence kesin, bimilyon.)


the kids are all right bir lezbiyen aile romantik komedisi. konusu bile yeter ama işleyişi oyunculuklar çok doğal çok güzel.


love and other drugs bin kere koysanız bin kere izlerim o derece hoşuma gitti, güldüm ağladım, zaten anne hathaway ve jake gyllenhaal bir arada. tamamen son zamanlarda izlediğim en güzel film diyebilirim o derece.


tamara drewe festivalde bilet aldığım üç filmden şuana kadar sadece birine isabet ettim, o da romantik komedi. bunda ben bile maalesef diycem artık ama film allahtan çok güzeldi, andy amca (afişte arkada kazmalı amca) daha da bir güzeldi.


how do you know resmen alerjim var benim reese witherspoon'a, alternatifsizlikten, bir de diğer oyuncuların hatrına izledim.

sonra tam bu kadını beğenen (tipini ve oyunculuğunu) nasıl oluyor anlamıyorum diye söylenirken bkz. mayıs ayı usa vogue kapağında kim var:

fashionista.com

neymiş efendim sevmek suç değilmiş. elalem reese witherspoon'u severse, ben de romantik komedi de sevebilirmişim, serdar ortaç da! kıssadan hisse, bu da böyle biline...

9 Nisan 2011 Cumartesi

gatorna i sverige

geçen ay fransa sokaklarına gitmiştik, bu ay da ikea postundan sonra bari isveç sokaklarına gidelim. sevgiler.

pray for japan

gündemi biraz geç takip eden biri olarak japonyadaki deprem, başımızdakilerin nükleer aşkı gibi konularda naçizane fikirlerim geç kaldı. ama resmen aşığı olduğum şu resim (by yoshitomo nara) bence gayet iyi özetliyor herşeyi.

asyalılara burun kıvıran bana genç yaşta japonları sevmeyi öğreten goleme de burdan selam çakar, nara abimizin şu güzel sergilerinden birinin biran önce ülkemize gelmesini dilerim.
(for more: klik)



(for more: klik)

evimizin herşeyi

öyle ya da böyle isveçli dev mobilya marketi ikea hepimizin hayatında. özellikle 5 metrekare alana mutfak, banyo, salon ve çocuk odası sığdırabildikleri o küçük maket evlerine ben şahsen bayılıyorum. işte bu ikea'nın bir de bloğu varmış, ben bu sabah yeni gördüm. hem evini dekore etmek isteyen, parası çok olmayan ve fikir arayan hem de isveççesini geliştirmek isteyenlere duyurulur:
http://livethemma.ikea.se/

 dipnot: yine de en hesaplısı en güzeli mahallenizde marangoz varsa ondadır, biran önce arkadaşlığı geliştirin ve ondan da bir fiyat alın derim ben. (tabi mahalle var mahalle var, bilemedim şuan)

11 Mart 2011 Cuma

the enemies of the internet


12 mart günü sanal sansüre karşı gün olarak belirlenmiş sınır tanımayan gazeteciler tarafından. websitelerinde internet düşmanlarını ve sansür haritasını yayınlayacaklar. sizler de sitelerini ziyaret ederek destek olabilirsiniz. merakla ülkemiz nerelerde çıkacak bekliyoruz.

10 Mart 2011 Perşembe

les rues de la france*

sosyal medya çok ilginç hakkaten. bazı dönemler oluyor bir bakıyorum bir video çok alakasız kişiler tarafından paylaşılmış. yeni olmasına da gerek yok. paylaşan insanların birbirlerini tanıma imkanı da yok. ama virüs gibi sarıyor sonra geçiyor.

geçtiğimiz haftaların bu alanda en azından benim gözlemleyebildiğim çevrede 2 adet birincisini sizlerle paylaşmak isterim. biri 'gör bak fransızlardan niye nefret ediyoruz, çünkü çok cool'lar' diye tayland'da yaşayan ingiliz bir arkadaşımın gönderdiği video. TED 2011 ödülü 100.000 doların sahibi fransız sokak sanatçısı jr'ın ödül konuşması:



bir diğer video da yine fransız sokak sanatçıları zaz'ın 'dans ma rue'si.


neymiş demek ki efendim bizi bu günler fransız sokakları meşgul ediyormuş. ve kendileri elalemin iç işlerine karışmadıkları zaman ne kadar da sempatik oluyorlarmış:) adieu mes chéries*

*sebastian'a bu zor tercümeler için merci beaucoup ;)

biutiful



llot llov berlin menşeili dört genç tasarımcı. herbişeyleri çok güzel ama bunlara özellikle bayıldım. hatta o kadar bayıldım ki giriyim alıym dedim (online satışları da var çünkü websitelerinde) gel gör ki kendileri 280 avroymuş. bu durumda bu alışverişi bir başka bahar diyerek erteleyip, burdan sizinle acımı paylaşmak istedim...

8 Mart 2011 Salı

al gülüm ver gülüm


geçtiğimiz hafta mesajlarımı bir açtım, albert'ten bu süpriz resim. bloglar kapatıldı, moral olsun diye. kendi bloğu da pek güzel başlamıştı ama daha ikinci yazısında blogspot kapatıldı. hoş genç nesil alternatifleri daha rahat değerlendiriyor galiba çünkü direk blogspotu bırakıp wordpress'e geçti ama gerekli protestoları da yaptı en azından:))

neyse işte albert'in bloğu: el toro enamorado 18 yaşın güzelliğini heyecanını çok özel (ve bir de üstüne yetenekli) bir insanın kaleminden dinlemek isteyenlere. sevgilerimle...

26 Şubat 2011 Cumartesi

ben güzele güzel demem

de diyorum ki şöyle düzenli bir çalışma alanım olsa kimse önümde duramazdı herhalde. benim çalışma alanım bütün eve dağılmış bir kaos. çoğu zaman istediğimi bulana kadar birşeyler yapma isteği kayboluyor. eh ne demişler her işin başı düzen, biraz da göz zevki... darısı başımıza inşallah maşallah.

 




ilham almak isterseniz http://www.home-designing.com/2009/05/craft-room-home-studio-setup ve http://www.flickr.com/groups/etsyopenstudios/ ve open-studio-tour@etsyblog ve de her zaman designsponge

ben moral için arada girip bakınıyorum valla. tavsiye, tavsiye.

25 Şubat 2011 Cuma

moodboard

geçen hafta moodboard ödevimle can çekişirken, ve aynı zamanda bağımsız olarak bir iphone delisi olarak ipad mi alsam acaba diye derin düşüncelerdeyken, bayılarak izlediğim designsponge'da top 5 apps for design lovers yazısına rastladım.


sırf bunun için de alınmaz ama pek güzelmiş. ipad'i olup da moodboard sevenler için süper. $6.99a güle güle kullanın!

bu arada seninki neye benzedi diye soranlar için zaman ve yaratıcılık yoksunluğu çektiğim bu dönemde paylaşmaktan utanıyorum ama kendisi şöyle birşey oldu:)

daha iyileriyle yakın zamanda karşınıza çıkmak üzere... sevgiler...

24 Şubat 2011 Perşembe

zeytin

bu aralar beni çok heyecanlandıran bir proje için çalışıyorum. sizlerle de paylaşmak istedim. proje'nin adı 'zeytin'. zeytini hayata geçirmeye çalışan ekip, benim de gururla gönüllüsü olduğum ege'de atölye. websayfasına burdan bakabilirsiniz: http://www.egedeatolye.org/

kısaca ne diye bakacak olursak, kendi anlatımıyla:
'ege’de atölye uluslararası ve disiplinlerüstü programlar hazırlayan okul dışı bir eğitim girişimidir. yaşamboyu eğitimi ve yaşayarak öğrenmeyi savunur. ege bölgesi için önemli konuları ele alır ve bölgedeki küçük yerleşim yerlerine fayda sağlamayı amaçlar. ilk programın konusu ve adı zeytin ‘dir. bu program ege bölgesinde ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan tartışılmaz önemi olan zeytini ele alır.'

bilgi edinmenin sınıf ortamı ve disiplinle sınırlandırılmadan, yerinde ve keyifli olmasına inanan ve çalışan bir oluşum yani. bir ekonomi profesörüyle pazarda zeytin satarken pazar ekonomisi üzerine konuşabileceğiniz, yelkenliyle dolaşırken bir edebiyat profesörüyle homeros okumaları üzerine laflayabileceğiniz birşey.


bütün bu oluşum zaten süper ilgimi çekerdi ama arkasındaki ismin can arkadaşım zeynep olması, daha da bir önem kazandırdı. zeynep, bir kimyacı, aynı zamanda piyano çalıyor, resim yapıyor, yelken ve kayak yarışçısı. doktorasını tamamlayıp yurda dönmesinden itibaren ege'de atölyeye odaklanmış bir isim. abd'de çalıştığı liberal arts sisteminin bir yansıması bu aslında.

çok yönlü insanlara inanılmaz bir saygım var. ki illustrator dersimde ilk şeyi onun için yaptım o da bloğuna koymuş disiplinlerarasının güzelliği diye sağolsun kıymetbilen arkadaşım benim.

neyse işte 27 haziran- 8 temmuz arası bir planınız yoksa, bu yaz zeytin'e gelin, beraber düşünelim, konuşalım, öğrenelim. sevgilerimle...

22 Şubat 2011 Salı

handjobs for the holidays


işten izin aldım bir hafta evde kafa dinliyim diye. bol bol kitap okuyorum. güya bloğuma yazacak el işleri de yapacaktım ama nasip olmuyor bir türlü. suçluluk hissediyorum. sabah koydum iphone'u decke, ilk çıkan şarkı 'handjobs for the holidays'. haleti ruhiyeme pek cuk oturdu, bir de aklıma şu resim geldi.




Broken Social Scene - HandJobs For The Holidays

Powered by mp3skull.com

daha önce ünlü simalarla akrabalığımı belirtmiştim çeşitli yazılarda. bu grupla bir akrabalığım yok ne yazık ki ama konserlerinde gitarının jakı takılmıştı bir yere vokalistin, kurtarmıştım. bir nevi bir gönül borcu vardır kesin.

bunlar da okuduklarım.


ilk bir buçuğu bitti, free culture detayları daha sonra. çok kafayı taktım bu konuya bu aralar.

bu da ilgisiz bırakmayalım bloğu yazısı. sevgilerimle... iyi geceler...

*bu arada holiday handjobs diye bir organizasyon varmış 2008de, eşcinsel crafters'a yönelik. pek güzel.

8 Şubat 2011 Salı

up in the air

2011 o kadar havalarda, devamlı şehir dışlarında, yoğun ve yalnız başladı ki kendimi up in the air'deki ryan bingham gibi hissetmeye başladım. öğrenciyken çok gezilen işlerin mükemmel olduğunu düşünür öyle işlerde çalışan insanlara gıptayla bakardım. 'zamanla yorucu ve sıkıcı' oluyor diyenlere de inanamaz, benim için asla böyle birşeyin mümkün olmayacağını düşünürdüm. şimdi bir ay komple evde oturamayan ve bundan yakınmaya başlayan biri olarak insanoğlunun doyumsuzluğuna örnek teşkil ettiğime inanıyor, yine de çok şanslı bir insan evladı olarak son almanya seyahatimizdeki mekanımızın fotoğraflarını paylaşmak ve birkez de burdan bu mekanı bize sağlayan alfred toepfer vakfına teşekkür etmek istiyorum.



20 Ocak 2011 Perşembe

hug me


facebook'ta bir event dönüyor bu aralar. 17 şubat 'hug a political scientist day'. ben de hemen yeni öğrendiğim photoshop bilgilerimle kendime t-shirt tasarladım.

iddialıyım, i need that loving!