7 Mayıs 2010 Cuma

bu blog bi şaşırdı

zar oynamayı bıraktım yoruyor her gün birşey yapmak diye, peki sonuç ne oldu? pazartesi annemin ziyaretiyle şenlenen güzel bir cihangir akşamı. güya hemen birşeyler yiyip eve dönecektik ama hava o kadar güzeldi ki hadi bir de yürüyelim, e bir de kahve içelim derken saat 2'de yastığa değdi başım.

salı ceren aradı, iş çıkışı tom ford 'a single man' diye. festivalde kaçırmıştım, severek dedim... görsel olarak mükemmel, diyaloglar olarak yok artık bu kadar mı peynirimsi (bkz. cheesy) olurdu. yine de ruhunuzu daraltmak için çok uygun bir seçim bence... hatta oh film erken saatte çıkışta eve gider biraz diker biçerim derken film biter bitmez gözyaşları içinde 'hadi içelim anam'a döndük. sonuç: baş, yastık, geç.

çarşamba malum hıdırellez için ahırkapı. yapılabilecek bütün ritueller yapıldı, bol bol göbek atıldı, gece sonuna doğru bütün grup müjdat gezen'in darbukatör bayram'ıyla levent kırca'nın sarhoşu karmasıydı. sonuç: baş, yastık, çok geç.

bu durumda perşembe artık iş bitsin de gidip yatıym diye dakikaları sayarken ofiste, yeni misafirimiz malezyalı şefimiz anbarasu aradı. türk yemekleri üzerine yazı dizisi hazırlamak için ülkemize gönderilmiş şefimizi bir gece önce hıdırellez'de dondurduğum için hafif suçluluk hafif de merakla tuttum galata'da world house hostel'in yolunu. hostel'den güney bütün gün anbarasu ile gezip gerekli malzemeleri toparlamış, şefimiz de saatlerce mutfakta uğraşmış, arada da yolda tanıştıklarını yemeğe davet etmiş.

sonuç: 40 yıl uğraşılsa toplanamayacak bir topluluğa birbirinden leziz yemekler!!! masa etrafı brooklyn'li heykeltraş, arkansas'lı caz müzisyeni, berlin'li bir rap'çi, bir filmci ve ben, ali, kerem, guney. bu kadar güzel yiyip, bu kadar hoş sohpetle yıllar vardır eğlenmemişimdir.

sizler de eksik kalmayın diye, bilhassa elimde kalem defter, şeften çaldığım tarifi paylaşıyorum aşağıda...



piah's prawn sambal

8 jumbo karides
pişirme yağı (ayçiçek diye tahmin etmekteyim)
1 çay kaşığı karides ezmesi (unutun derim)
1 kaşık kahverengi şeker
6 kurutulmuş kırmızı biber
2 taze soğan
3 baş sarımsak
2,5 cm. zencefil kökü*
2,5 cm havlıcan*
1 tutam limon otu*

*havlıcan, zencefil, limon otu nerden bulucam demeyin, her aktarda var, üşenmeyin:))

     kurutulmuş kırmızı biberleri kaynamış suya atın, süzün, harmanlayıp kenara bırakın
     karidesleri yıkayın temizleyin ama kafa ve kuyruğa dikkat edin, onlarsız karidesler yuvarlanıp şeklini kaybediyor(muş)
     tavaya yarım cup pişirme yağını koyun, ısınınca harmanlanmış soğan, sarımsak, zencefil ve limon otunu ekleyin.
     birkaç dakika bu karışımı karıştırdıktan sonra nerden bulacağımızı bilemediğim karides ezmesini ekleyin (veya bu aşamayı boşverin:))
     şimdi altını kısıp kırmızı biberleri ekleyin... (şuan mutfak mükemmel kokuyor olmalı, kokmuyorsa çeviri hatası olmuş olabilir:))
     kırmızı biber de karışınca ocağın altını tekrar açıp kahverengi şekeri ekleyin.
     karides ve tamarind suyu ekleyin. (tamarind demirhindi meyvasıymış veya hint hurması türkçesi bence portakal suyu da idare eder taze sıkılmış şöyle yarım bardak:))
     karidesler pişince, sizin de işiniz bitmiş demektir.

hadi  selamat menjamu selera!

29 Nisan 2010 Perşembe

parti+ çekiliş sonuçları

dünkü spontan flim-flam partisi mükemmel geçti! ilk defa facebook'ta attending diyenlerin yüzde yüzellisinin katıldığı bir event'e şahit oldum. gelen, gülen, çekiliş esnası heyecanlanıyormuş gibi yaparak süper eğlenen/ eğlendiren herkese binlerce teşekkürler!!!

55 isim arasında (48in bazıları kural gereği 2-3 kere yazıldı) kitap artı yaka iğnesinin kazananı elif oldu, ama kızmaz herhalde diye gıyabında ödülü hazar'a verdik :)
 
çok eğlenceliymiş, önümüzdeki aylarda yenisi ümidiyle!!

(50.izleyici de olsun, ona da artık kocaman öpücük göndericem, ha gayret:))

28 Nisan 2010 Çarşamba

bu gece parti+ çekiliş!!!



gönül isterdi ki cuma çıksın ama zarlar bu akşam parti yapılacak dedi!!! hem kitap, yaka iğnesi kazanan belli olacak hem de beraber eğlenicez!! dileyen herkesi flim-flam residence'ta partiye bekliyoruz... adres için benimle iletişime geçin!!!

bu arada dün iyi ev kızı olma günü çıktı, baba ocağına dönüldü, aile saadeti yaşandı, mutlu olundu ama yazacak birşey çıkmadı... 

26 Nisan 2010 Pazartesi

bu pazartesiyi de bitirdik

saçma zar oyunumun ilk gününde 3 mayıs deadline'lı projeyi bitirecek, 1 saat yürüyecek, blogdan ödüllü yarışma yapacak, denemediğim bir kokteyl deniycek ve bütün bunları yaparken kendim gibi olacaktım.

öncelikle proje başvurusu 17 mayısa atıldı, ben de haliyle ortada 3 mayıs deadline'lı proje kalmadı diye onu bitirmek değil, bitirmenin yanından bile geçmedim. öyle ki beyin fırtınası toplantımızda proje teması kültür sanat olmasına karşın, bir yarım saat organik tarım projeleri hakkında konuşmayı zevkle dinledim. sonunda 'kültür mantarı organik tarımı projesi' yapalım boşuna konuşmamış oluruz dedim, önce sevindik, sonra vazgeçtik:)

ödüllü yarışmayı duyurdum. valla pazar seçimler belli olduktan sonra ödülü zaten gidip almıştım, paket yapmıştım, birtek duyuruyu bloğa koymak kalmıştı. pek yüzbinleri harekete geçirdiği söylenemese de yine de biz bize eğlence işte...

ne içkiyle ne haftaiçi popo kaldırıp dışarı çıkmakla bir alakası olmayan ben, bu akşamüstü ceren'i 'akşam hiç denemediğimiz bir kokteyl içmeye gidelim mi?' diye aradığımda, tepki 'hayırdır inşallah, iyi hadi akşam öğrenirim' gibi süper oldu.

sonuç: taze yeşil elma sıkmalı mojito ve son zamanların cumartesi kahvaltıları arkadaşı ceren'le pazartesi akşamı hoşbeşi... kokteyl seçimi biraz sıkıcı olabilir ama inanılmaz lezzetliydi!!

bir saat yürüyüş de aklımca yarım gidiş yarım dönüş olmak üzere harbiye cihangir arası yapılacaktı. fakat gidiş 25, dönüş hafif tırsmaktan 20 dakika sürünce, e evden iş de 8er dakika tamamdır ya ayarlamasına gidilerek tamamlandı.

 bu arada yürürüş kısa sürünce bari soluklanıym diye kiki bahçesinde diet kolamı söylemiş, barda tek başıma otururken, içeri yıllardır her karşılaştığımız yerde bu hafta mutlaka görüşelim diyip son 7 yıldır buluşamayı beceremediğimiz pınar ve burcu girdi. zar işte bak nelere kadir.

yine de bu oyun yorucuymuş, ve henüz bunu eğlenceli bulacak kadar sıkılmamışım sanırım:) yine de bitecek bu hafta öyle böyle. ucunda sony var!! artı yarın da çekiliş yok, sizler izlemeye devam.. ben sabah 6da meditasyona kalkıyorum dolapdere manzaralı balkonumda:))

flim-flam hediye veriyor!!


dün gece ilk günün zarları atıldı, bugün bloğumdan bir hediye vermem gerekiyormuş. olayın anlamına uygun olsun diye ben de 'zar adam' kitabı hediye etmeye karar verdim, güzel flim-flam ambalajında. bu hafta bir zaman yaptığım yaka iğnelerinden biri de süpriz olarak eklenecek. işte benzerlerden araştırmalar sonucu uydurduğum katılım koşulları:
  • bloğuma izleyici olmak isminizin çekiliş torbasına girmesi için tek adım
  • bir de bu yazıya yorum yazarsanız isminiz torbaya iki kere girecek
  • bloğunuzda veya facebook hesabınızda bu olayın duyurusunu yaparsanız ve bir şekil bunu bilmemi sağlarsanız şansınız tam üç katına çıkacak!!
işte böyle basit. kazananlar yine bu hafta içinde zarın karar vereceği blog partisinde belirlenecek. bu yarın da olabilir, cumaya kadar herhangi bir günde, o açıdan elinizi çabuk tutmakta yarar var:))

25 Nisan 2010 Pazar

bu 23 nisan da böyle geçti

3 günlük tatil nasıl iyi geldi anlatamam da ne çabuk geçti ona inanamıyorum. hayat böyle geçer mi diye düşündüm bugün, geçer valla gayet rahat. bence bir sorun yok, aynen devam. ne demiş zaten isviçreli bilim adamları, çalışmak insan doğasına aykırı (istediğimizi dedirtebiliyoruz ya) ayrıca protestan da değiliz öyle bir çalışma etiğine sahip olmak zorunda da değiliz günahlardan kurtulmak için. sonuç, yarın tıpış tıpış iş:)

benim için bu çocuk bayramı bilinçli bir asosyalliğin tavan yaptığı bayram oldu. perşembe iş çıkışı aldım yine 3 dvd, 1,5 kilo bol tuzlu çekirdek, 10 lt. diet kola, ve çekirdeği azaltmak amaçlı erik ve çilek, tuttum evin yolunu.

herkes merak içinde biliyorum önce filmleri söyliyim:

          serious moonlight (meg ryan'ın son filmi, şirin bence)
          everybody is fine (komedi diye verdiler, ağla ağla içim çıktı, ama çoook güzel)
          bounty hunter (jennifer aniston, gerard butler. başka birşey demiyorum benim gibi romantik komedi delisiyseniz)

23 nisan'da hava o kadar güzeldi ki, cihangir kahve'de buluştuk bu sefer esen'le. ordan göztepe'ye aile saadetine halamlara gittim, güya taşınmalarına yardım etmeye ama daha çok muhabbete dalıp işlerini aksattırdım. tanıdığım bütün aile büyüklerini arayıp, bugün benim bayramım niye aramıyorsunuz yavşaklığıyla şımardım. ordan da eve geldim, kaldığım yerden asosyalliğe devam ettim.

24 nisan günü dolapdere'nin derinliklerine yürüyüşe çıktım. inanılmaz keyifli, yapmamış herkese tavsiye ediyorum. hayatımda hiçbir mahallede bu kadar yaralı insan görmemiştim, ya birinin kafası yarık, ya birinin eli sarılı, gözü şiş. belki bana denk geldi ama çok ilginçti:)) mobilyacılar çarşısını, sonra da silme korku filmlerine taş çıkaracak antikacılar çarşısını gezdim. sonra eve dönüp, her normal insan gibi giriş kapısı ile mutfak arasındaki duvarımı boyadım.



bayağı bir zamanımı aldı, boya bandıyla ölçüp biçip eşit aralıklarla şu gördüğünüz kırmızı çizgileri boyamak. sonra istanbul drum'n bass sahnelerinin ünlü ismi dj golem yirmi yaş dişini çektirmiş, gece de çalacakmış, dinlenmeye geldi. kendisi 15 yıllık arkadaşım olur ama ben acımadan ve sızlanmalarını dinlemeden kurdela yapıştırttım kendisine. sonuçta ortaya çıkan bordür priceless. karşılığında uydurmasyon yirmi yaş tatlısı süprizi yaptım. işte tarifi:

          ben belçikadan aldığım speculoos'ları kullandım ama her türlü bisküvi olur sanırım. onları sütte ezip, kaselerin dibine yerleştirdim, buzdolabına koydum.
          o arada krem şanti yaptım. onu da buzdolabına koydum. 
          çilekleri küçük küçük doğramadım ama keşke doğrasaymışım.
          sonra da krem şantiyi bisküvilerin üstüne, çileği de herşeyin üstüne koyup servis yaptım.

                                      

sonuç bu değil ama ağzınız sulansın, çilek satışları artsın amacındayım:)

asıl önemli gelişme, sonunda luke rhinehart'tan zar adam'ı bitirmiş olmam. seer gücenmesin ama çok da beğenmedim, yine de hayatımda denemeyi uygun gördüm ve önümüzdeki 5 gün için iş, kişisel, flim-flam, sosyal ve tarz adına alternatifler yazıp, işime gelenlerin gelme olasılığını yüksek tutarak, işe heyecan katsın diyeyazdığım şeyler gelmesin diye dua ederek kendime liste hazırladım. bu akşam anlattığım insanlarda bu planı yüzde 50 destekleme oranı vardı. ama 'acı aşk' izlemiştik ve uğur dışında herkesin kafası feci halde ambale olmuştu, ne oldu şimdi yani diye:)) neyse yüzde elli oran fena değil yani.

kural şu, her gece zar atılıp, bir gün sonra yapılacaklar belirlenecek ve zarın söylediği herşeyi yaparsam ne zamandan beri üzerinde gözüm olan Sony CMT-LX 30IR edinilecek. hem iphone speaker, hem cd çalar. daha ne isterim!!! bugün d&r'a gelmiş, gördüm ve dedim işte işaret:)

ne diyelim stay tuned...

not: bloğa video koymayı da öğrendik, ah eski günler diyip deneyelim hemen:)

22 Nisan 2010 Perşembe

şablon, trabzon, deklarasyon, dekorasyon

bu yıl film festivaline samsun, trabzon denk geldi ben de tek bir filme gidebildim: 'yoldaş modası'.

kendimi bildim bileli, festivale gittim gideli, film seçerken kriterlerim belli. program açıklanır açıklanmaz, önce almanca sonra portekizce filmler işaretlenir, bunlardan önce korku sonra iç kapayacağını düşündüklerim elenir, geriye kalanlar ilk seçim olarak saklanır. para/ zaman kalırsa ingilizce film olacaksa irlanda aksanı olsun benim olsun, sanat filmi olucaksa bari çıplaklık olsun, sapkınlık olsun tarzı sanatsal değerlerle yakından uzaktan alakasız rezil kriterlerle yapılan seçimler eklenir.

neyse alman olan herşeye koşulsuz şartsız bir sevgim var da bu doğu berlin'in hakkı yenmesi durumuna biraz kılım. en son duvar müzesinde gezdiren kadına 'ayol tamam doğulular kaçıyordu da batıdan giden hiç olmadı mı sisteme inandığı için filan' diye çıkışmış, kadın da var tabi diye gak guk etmiş, bayağı notlarını karıştırmak zorunda kalmıştı.


neyseciğime uzun lafın kısası ben bu doğu berlin marjinal moda dünyası belgeselini pek beğendim, aklıma koydum girişe şablonunu yapıcam. buldum resmi internetten, tuttum copyshop'un yolunu, dedim 'bas şunu folyoya duvarıma boyuycam'. copy shop dedi ki 'vektörel çizim lazım', ben dedim 'bugün olmaz ali belki yarın'. ve her zamanı çok,başı boş ali desideronun yapacağı gibi eve giderken aldım karton ve maket bıçağı, çözünürlüğü yerlerde çıktımdan şablonu kendim kestim.

sonuç, eve girer girmez hemen karşınızda. sprey boya ve tiner kokusundan heran ölebilirim ama sonuçtan memnunum, etrafı bayağı boş kaldı, çünkü kendisi küçük kaldı, ne yapsam dersiniz acaba? bu vesileyle, dakika başı sorularıma inanılmaz sabırla cevap veren seer'e de teşekkürler. o duvar simsiyah değilse şuan senin sayendedir:)

bu arada maaş yattı ve sehpa üzerindeki bütün faturalar da anında ödendi. internet bankacılığından bu işlerle uğraşırken kendimi bir strateji simulasyon oyununda süper başarısız hamleler yapar gibi hissediyorum. hani bilirsiniz 'game over: not sufficient cash left' yakın ama son bir ümit şuursuzca tıklarsınız ya.

sevgiler...